loader
Ev Melekleri ve Kadınlar

Ev Melekleri ve Kadınlar

Yıllar önce, babaannem evdeki meleklerden söz ederdi sık sık. Örneğin, annem ve ben akşamüzeri evi süpürsek ya da  Cuma günleri temizlik yapmaya kalksak, “yine başladılar, evdeki melekleri uçuracak bunlar”, diye söylenirdi. Hele bir de kazara süpürge kendisine değse, “süpürgeye tükürün”,derdi. Ne alakası varsa.

Aslında, kendisinin ne temizlik yaptığını, ne de yemek pişirdiğini gördüm. O evin hanım ağasıydı, çalışmazdı. Evi temizlemek, silip süpürmek, hayvanları otlatmak, tarlada, bahçede çalışmak annemin işiydi  sadece. Ben ve kız kardeşim büyüdükçe, annemin o ağır yüküne ortak olmaya başlamıştık. Küçük yaşta bulaşık , plastik leğende çamaşır yıkamayı ve kazanda onları kaynatmayı öğrenmek zorunda kaldık. Tavuk ve balık temizleme, sofra kurma, sofra kaldırma, misafirlere hizmet etme konusunda da eğitildik zaman içinde.

Kanaviçe işlemek, dantel ve yün örmek, boş zaman işleriydi . Ev işlerini öğrenmek kaderimizdi bizim. Hem annemin işini hafifletmek, hem de hayata hazırlanmak için gerekliydi bütün bunlar. Okula gidiyor olmamız bir ayrıcalık sağlamazdı bize.

Aradan yıllar geçti. Değişen ne oldu peki? Babam gibi yemeği beğenmeyip burun kıvıran, olur olmaz zamanda misafirle çıkıp gelen bir eşimiz yok. En azından evde yemek yoksa dışarıda yiyebiliyoruz artık. Evi her gün temizlememiz gerekmiyor, aman konu komşu gelirse ne söyler diye düşünmüyoruz o kadar. Hatta gerekirse yardımcı tutuyoruz.

Bu temizlik öğretisi öyle beynimize işlemiş ki, evin gerçek temizliğinden biz anlarız, eşimiz yapsa da beğenmeyiz. Öyle zaman gelir ki, yardımcının yaptığını da yetersiz bulur, o işi bir kez de biz yaparız. Bu durum ev kadını veya çalışan kadın için çok da değişmiyor.

Peki sanatla uğraşan, kafası her an meşgul olan kadın ne yapacak?  Çoğu zaman yemeği ocakta unutup, özene bezene hazırladığı yemeğin yanmış halini görecek.En sevdiği bir kazağı yanlış programa atıp, küçülmüş haliyle karşılaştığında kendi kendine kızacak.

Bazen, hiç farkında olmadan, atölyede birden resim çalışmaya başlayacak, yepyeni bir pantolonunu boyayacak, çoğunlukla boyasız bir kıyafet bulması bile zor olacaktır; ya da saçı başı dağınık yolda yürürken bulacaktır kendini.
Şöyle bir öğleden sonra  ev gezmesine gidip, çay içip sohbet etmeyi çoktan unutmuştur. En yakınları bile ondan umudu kesecek, yakınlarını aklına gelip aradığında, onlar bambaşka işlerle meşgul oldukları için onun araması bile lüzumsuz sayılacaktır bazen. Sırf onların yaşamını kendi yaptıklarıyla meşgul etmemek için, ne yaptığını da anlatmayacak, onların hayatında o günlerde ne önemliyse onları öğrenmek isteyecek, onlar üzerinde konuşacaktır. Kendisi sergi mi açmış, yazı mı yazmış, geç onları, onları kendi içinde yaşayacaktır.

Sergi açarken çok zorlanmışsınız, fakat üstesinden gelmişsiniz, o sizi ilgilendirir, başkalarının derdi değildir.

Siz yeterince dışarıda boy gösterebiliyor musunuz? Örneğin bir derneğin yönetim kurulunda yer alıp iktidarın tadını çıkarabiliyor musunuz? Sosyal misiniz yeterince? Benim yazım şurada çıktı, deyip bir dergiyi koltuğunuzun altına sıkıştırıp salınabiliyor musunuz? Bir ayda kaç dergide yazınız çıkıyor örneğin? Siz bunları anlatmayı becerebiliyor musunuz? Yaptığınızı satabiliyor musunuz?

Eğer yaptıklarınızı yeterince dillendiremiyorsanız siz yoksunuz demektir. Yaptığınız her şey havaya yazılmış bir mektuptan başka nedir ki?

Eğer bir kadınsanız, sanatla uğraşıyorsanız ev meleklerini yeteri kadar yaşatamayacağınızı bilmelisiniz.. Evdeki tozu görmemezlikten gelmeyi, yeri gelip ütüsüz elbise giymeyi, modaya uymamayı, ihtiyaçlarınızı asgariye indirmeyi, çarşı pazar dolaşıp giysi almamayı, komşunuzu kahveye çağırmamayı, yoğun günlerinizde ailenizi ihmal etmeyi göze alabiliyor musunuz?Bir de toplumun eleştirilerini, önyargılarını da unutmamak gerek.

Görüyorsunuz ya  hem kadın olmak hem de sanatla uğraşmak iki arada bir derede yaşamayı göze almayı gerektiriyor.

İmren Çalışkan Tüzün


Etiketler: İmren Çalışkan Tüzün

Şimdi Paylaş

0 Yorum

Yorum Yap

CAPTCHA Image 

Benzer Haberler

Altın Portakal Film Tırı Serik’teydi

18 Ekim’e kadar ilçeleri gezecek

 

Haberin Devamı

ANTALYA DEVLET OPERA VE BALESİ’NDEN “SENFONİK KONSER”

Antalya Devlet Opera ve Balesi 04 Mayıs Cumartesi akşamı saat: 20.00’de “SENFONİK KONSER” ile sanatseverlerin karşısında.

Claude Debussy’nin “Danse Sacrée et danse profane”, Franz Danzi’nin “Sinfonia Concertante Op.41” ve Franz Schubert’in “Senfoni No: 8&rd...

Antalya’da Bir Kurum: Antalya Devlet Opera ve Balesi

1990’lı yılların  başında kültür sanat insanlarının buluşma noktası Kaleiçi Sanatevi’ydi. Orada söyleşiler yapılıyor, sergiler açılıyor, konserler veriliyordu.  Benim de katıldığım resim kursları açılıyordu. Ayrıca, yiyecek, içecek sunumuyla da akşamüstü insa...