radyooo
besttv

Meksika başkanları (3) ve son

Meksika başkanları (3) ve son

Benito Juarez….

Bir önce anlattığımız tipin tam tersiydi, yoksul dağlık bölgede kerpiç bir kulübede dünyaya gelmişti. Dost canlısıydı, neredeyse tüm ailesini hastalıklara kaptırmış, amcasının yanında büyümüştü, bin bir zorluk içinde hukuk tahsil etmiş ve bir hayli de başarılı olmuştu. Doğduğu dağlara geçici bir süre için vali tayin edilecek kadar da iyi politik ilişkiler kurmayı ihmal etmemişti. Hayatı boyunca sertlikten ve zorbalıktan uzak durmuş , kendine yapıldığında da yuvarlak laflar edip sıvışmamıştı. Santa Anna’nın manasız savaşı kaybettiğini anladığında ona istediği takviyeleri yollamayacaktı (1847-48 savaşı sırasında Lopez Santa Anna ondan dağlı köylülerden oluşturacağı askeri birlikler istemişti.) Sonu sürgün olmuştu. Santa Anna 1855 de son kez kaçtığında geri dönmüş ve liberal grubun yanında aktif siyasete katılmıştı. Tipik bir aydınlanmacı liberal olarak kilisenin katıksız otoritesine karşı çıkıyordu, federatif sistemi savunuyor ama Meksika ülküsü içinde kalması gereğini ileri sürüyordu, orduyu, asillerin değil halkın ordusu yapmak gibi de bir ideali vardı. Ülkesinin kanun değil de ‘hukuk’ devleti olması ise erişilmez gibi görünen hayaliydi. ABD başkanı Bucahanan ile bir anlaşma yaparak sırtını sağlama almıştı, şimdi içerde ki ‘yobaz çeteyle’ hesaplaşabilirdi. Yobazlar, kilisenin tartışılmaz otoritesini geri istiyor , toprak reformunu ret ediyordu ve bu amaç için sağcı askerleri kullanıyordu, ülke bir kaos içindeydi , derken bir grup ‘akil adam’ Avrupa da ‘kral’ arayışına çıkmıştı, Juarez, hayatı boyunca her türlü ‘tek adamlığa’ karşı çıkmış biriydi. Başkan BucahananA baş vurmuş ve özellikle Fransa’nın Monroe ültimatomu ile çelişen temaslar içinde olduğunu vurgulamıştı. (1825 senesin de ABD nin 5. Başkanı Monroe, tüm dünyaya ve özellikle Avrupa devletlerine şu ünlü doktrini açıklamıştı: Kuzey ve Güney Amerika topraklarına siyasi ve askeri bir müdahale de bulunan uluslar kendilerini ABD ile savaş halinde saymalıdır!)
Bucahanan, kendi meclisinden Juarez için bir destek kararı çıkartamayınca, ordusuna tarihinin en garip emrini verecekti; ‘Meksika sınırında özellikle Juaristaların olduğu bölgelerde olabildiğince silah ve cephane kaybedin!’ Juaristalar bu silahlar ile önce yobazlara sonra da Fransızlara haddini bildirecekti. Bu arada daha önce dediğimiz gibi Fransa Meksika imparatoru diye bir makam yaratmış ve Avrupa hanedanlarından birinin; Hasburg, prensi Maksimilyeni ülkeye getirtip tahta oturmuştu, bu tuhaf oluşuma da ‘2. Meksika imparatorluğu’ diyecekti. İşte tam da o günlerde ABD kanlı bir iç savaş içine girmişti ve Monroe doktrini için harcayacak ne zamanı, ne askeri, ne de parası vardı…(Amerikan iç savaşı 1861 de başladı 1865 de bitti)
Bütün bu süre içinde Juarez ve Maksimilyen taraftarları biri birlerinin kanını akıtmaya devam edecekti.
Maksimilyen, bildiğiniz hödük aristokratlardan değildi, ileri derecede saygın bir bilim adamıydı, kendisine Meksika’ya gelmesi teklif edildiğinde ‘buna bir halk oylaması yapıldıktan sonra karar vereceğim’ demiş ve teklifi getirenlerin nerde ise gülmekten altlarına işemelerine yol açmıştı.
Meksika ve halk oylaması ha….
Meksika ve halkın ne istediğine kendi karar vermesi ha
Şu Avrupalılarda ne kadar komik olabiliyorlardı…
Savaşın bir sonu olmadığını gören imparator Maksimilyen önce Juarez için af çıkartmıştı sonra ise ona başbakanlık teklif edecekti.
Belki Juarez Orta Şarklı bir siyasi olsa bu teklifi kabul edebilirdi, ama o etmeyecekti.
Amerikan iç savaşı bitince Washington kararlı bir ton da Fransa’dan Meksika da ki tüm askeri varlığını geri çekmesini istemişti. Ayrıyeten Avrupa da Prusya sürekli hır çıkarıyordu. Fransa, kendi eliyle tahta oturttuğu Maksimilye’i bir başına bırakıp çekilmişti. (Yukarda Allah var; Fransızlar gitmeden ona da bizimle gel dediler, Maksimilyen ucuz kanlı sözüm ona bir aristokrat değildi, halkına hizmet etmek gibi bir Tanrısal görevi olduğunu düşünüyordu…Halkına hizmet!)
Neyse, sonunda Maksimilyen savaşı ve hayatını kaybetmişti. Ülke Benito Juarez’in kararlı ellerinde pek çok reforma uğramıştı. Eğitim sistemi, oğlancı papazların elinden alınmış, kilise kendi duvarlarına içine yollanmıştı, yeni bir Anayasa hazırlanmıştı. Meksika bir ‘hukuk’ devleti olma yolunda yürüyordu.
(Çok uzun sürmedi bu aydınlanma, yobazlar zaman içinde tekrar ortaya çıktılar, Meksika bu gün dünyanın en tehlikeli yerlerinden biridir.)
Lopez Santa Anna ve Benito Juarez
Birincisi adına Meksika da hatırlanan yalnızca yenilgi, yolsuzluk ve yobazlıktır.
İronik bir şekilde bu gün hem sağcılar, hem solcular Juarez’i,in mirasının bekçisi olduğunu iddia ediyorlar, ülkenin pek çok yerinde heykelleri, adına kurulmuş bilim yuvaları var.
Kilise bile ona şükran duyuyor.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar